GEÇMİŞ DE BİR YERE KADAR

Televizyon dizileri arasında en çok izlenenlerden biri ‘Masumlar Apartmanı’. Dizinin müdavimleri çok. Diziyi izleyemezseniz bile sosyal medyada yer alan birçok paylaşım ile fikir sahibi olmanız mümkün. En çok sevilen karakter kuşkusuz Safiye. Safiye, obsesif bozukluğun yanı sıra istifçi ve insanlara hatta ailesine illallah çektiren bir kişilik. Dizi sadece Safiye’yi bu açıdan ele alsa Safiye sevilmezdi. Ancak birçok hareketinden sonra geçmişe dönüp onu bu hale getiren olaylar yansıtıldığı için ve işin içine Ezgi Mola’nın yüzünün sevimliliği girince Safiye çok sevildi. Safiye ne yaparsa yapsın herkeste ‘Ah Safiye’ modu hakim.

      Gerçekten masum mu Safiye ya da Safiye gibi komşunuz olsa ne düşünürdünüz onun hakkında? Tek Safiye değil diğer kardeşler de kendilerini tehdit altında hissettiklerinde gözlerini kırpmadan karşı tarafa zarar verebiliyorlar. Der misiniz “Ya kim bilir neler yaşadı?” Bazen demek mümkün ama nereye kadar? Kötü gösterilen anne de belki kötü bir annede büyüdüğü için kötü olmayı seçti. Herkes haklı bu durumda. Kötü kim o zaman? Herkes kendine göre farklı farklı yollardan ilerliyor hayat yolunda. Herkesin kendine göre travmaları var. İnsanlar kötü doğmuyor, o ya da bu sebeple kötülüğü tercih ediyorlar. Topluma zararı dokunmuş birçok insan çocukluğunda ağır şiddete maruz kalmış kimseler. Evet, kişinin yaptıklarında ailenin payı büyük diyebiliriz ama yaptıklarının sonuçlarını ya da cezasını kişi kendi çeker. Bir hırsıza, hırsızlığı ona ailesi öğretti onlar hapis yatmalı diyemeyiz. Kişi ne olursa olsun kendi fiillerinden kendi mesul ve hiçbir şey onu haklı çıkaramaz.

      Hayat yolunda ilerlerken insan, sevdiği sevmediği birçok olayı yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Bunları yaşarken de insanın kara kutusu olan bilinçaltı sürekli kayıtta. Bizim yaşam özümüz olan bu bilinçaltının en temel sloganı ‘Hayatta kal’. Bunun için de yaptığı kayıtlar ile her yaşanılan olaydan sonra tehlikeleri tespit edip benzer tehlikeyi bir daha hissettiği anda tepki gösteriyor. Bizim ilkel yönümüz kendisi. Bazen farkında bazen farkında olmadan tehlike hissedilen her anda gardımızı almamız mümkün. Günümüze bakarsak insanlar incinmemek için, gardını almış savaş kalkanlarıyla dolaşıyor ortalıkta. Savunma içgüdüsü evet ama artık bu içgüdü insan ilişkilerini sekteye uğratacak boyutta. Bu yüzden eski samimiyet yok ve insanlar birbirine güvenmiyor. Hatta bazılarında yaşadığı olayların daha ağır olmasından kaynaklı bu savunma saldırıya dönüşebiliyor. İşte bu noktada tehlikeli bir hal alıyor ve insanın o ilkel yönü tüm ilkelliğiyle gün yüzüne çıkıyor. İnsan sadece ilkel tarafını devreye soktuğunda çok tehlikeli bir varlık. Bu noktada insan olabilme ya da insan kalabilme erdemi çok büyük öneme sahip. İnsan yaşadığı ya da öğrendiği şeylere bakarak kötü olmak yerine iyiyi seçebilmesi zor ama erdemli olan. İnsanlığın gereği de bu değil mi? Yoksa herkesin her şeyi yapmak için bir bahanesi olur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: