Ana Sayfa

Fikir Dünyam

Düşüncemin Götürdüğü Yerdeyim

Son yazılar

KENDİNİ BİL 1

“İlim ilim bilmektir. İlim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsen Ya bu nice okumaktır.” demiş Yunus Emre. Bize bakan iki yönü var bu sözün ve benim en çok ilgilendiğim tarafı olan: insanın kendini tanıması. Dünya denen bu gezegene geldik gözlerimizi açtık. Anne, babamız ve çevremiz oldu. Farklı kültürlerde ve farklı özelliklerde ailelerde büyümeye başladık. Her ne“KENDİNİ BİL 1” yazısının devamını oku

TAKLİT USTASI

Sizce kim en iyi taklit yeteneğine sahip?  Sefa Doğanay? Cem Yılmaz? Hayvanlardan taklitçi kuş ya da taklitçi ahtapot? Yok, bunların üstünde bir taklitçi hatta onların taklit yeteneklerinin kaynağı biri var? Biri derken şahsiyet yükledim kendisine ama bence şahsiyet verilebilir kendine münhasıra.  Zira kendisi bizim beynimiz olur ve hala gizemli bir bilmece olarak hayatımızı şekillendiriyor.

Taklit ustasıdır beyin. Doğal olarak bizler de taklitçiyiz onun sayesinde.  Bu konu ile ilgili bilimsel araştırmalardan kısaca söz edeceğim fakat hayatımızda nerelerde bu taklit yeteneğini farkında olmadan kullanıyoruz ondan bahsedeyim. Aslında geçmişten günümüze gelirken görüyoruz taklit yeteneğimizin kalıntılarını. Atalarımızı taklit ederek başlıyoruz hayata. Bu şekilde bugünü şekillendiriyoruz. Basit örnekler ile gidecek olursak, esneme ve gülümsemeden başlayabiliriz. Karşımızda esneyen ya da gülümseyen biri varsa kayıtsız kalamayız biz de aynı hareketi tekrarlarız istemsiz bir şekilde. Daha ilginç bir örnek vermek gerekirse, diyelim ki bir arkadaşınız ile muhabbettesiniz ve akıcı bir konuşma geçiyor aranızda. Sizi gözlemleyen biri ya da video kaydı olsa, arkadaşınız ile hareketlerinizi nasıl taklit ettiğinizi fark edeceksiniz. Siz elinizi çenenize koyduysanız birkaç saniye sonra arkadaşınız da elini çenesine koyacaktır farkında olmadan. Bu örnek gibi ya da benzeri yapılmış birçok deney de var.  Başka bir ilginç örnek, yolda yürürken su birikintisi varmış gibi bir yerden atlayarak geçin. Arkanızdan gelenlerin de istemsiz aynı hareketi tekrarladıklarını göreceksiniz. Aslına bakarsanız bu taklitçilik bizi bir nebze sürü psikolojisine de sürüklüyor. Bunun olumsuz olduğu kadar olumlu tarafları da var. Bir mitingde ya da bir maçta hep beraber hareket edip coşmamız da bundan dolayı. Birbirimizi daha iyi anlamamızı ve birbirimize adapte olmamızda etkili olan da yine bu özelliğimiz. Bu özellik otizmli kişilerde olmadığı için adaptasyon sorunu yaşayabiliyorlar. Adapte olmamızı sağlayan şey aslında bu özellik ile empati kurmamız. Bu konuyla ilgili bilimsel olarak kayda geçmiş deneylerden biri, Toronto Üniversitesi psikologlarından William Hutchison’un bir hasta üzerinde yaptığı deneydir. Beynine elektrot bağlanan hastanın eline iğne batırılıyor. Acı hücrede hissedildiği anda hasta da acı hissettiğini söylüyor. Sonrasında psikolog, hastanın göreceği şekilde iğneyi kendi parmağına batırıyor. Hasta bu sefer acı hissetmiyor ama hücrede ağrı olduğuna dair sinyal beliriyor. Bilimselliğin dışında kendimizi gözlemlediğimizde de bu sonuca varabiliriz. Biri karşımızda acı çekip ağladığında biz de ağlayabiliriz onunla. Bu bazen bir film bile olabilir ya da bebeği ölmüş birini gören başka anne aynı acıyı kalbinde hissedebilir ve canı yanabilir. Peki, ne zaman bu fark edildi? Beyinde nasıl gerçekleşiyor? İlk 1995 yılında Giacomo Rizzolatti tarafından maymunlar üzerinde yapılan deney ile ayna nöronlar keşfediliyor. Nöron ya da sinir hücresi, bilgi transferini sağlayan beynin en küçük birimi. Taklit etmemizi sağlayan ise, ayna nöronlar. Bu deneyde, maymunların ayna nöronları tek fıstıklara uzandıklarında değil, başkası uzandığında da aynı tepkiyi verdikleri gözlemleniyor. Bu konu günümüze kadar da araştırılmaya ve bunun üzerinden yeni icat ve keşif aramalarına devam ediliyor.

Beyin, kendisine şahsiyet yüklediğim kadar var değil mi? Harika bir organ beyin ve insan. Taklit bile beyin ile işlevsel ve güzel doğru kullanıldığında. Lakin beynimiz de beslenmeye ihtiyaç duyuyor. Bilgi olmadığında, fazla televizyon ya da telefona maruz kaldığında köreliyor. O harika ama biz onu köreltmediğimiz sürece.

ANDA ÇEVRİMDIŞI İNSANOĞLU

“Anda ol” “Anı yaşa” artık modern çağın meşhur söylemlerinden. Hiç bu kadar zor olmamıştı belki bunu yapmak. Onca uyaranın içinde dikkatini toplayıp sadece yaşadığın anı düşünmek. Yap yapabilirsen. Telefon çalıyor, trafiktesin korna sesleri, kızan bağıran insanlar, bir haber duydun canın sıkıldı aklın kaldı, azıcık vakit buldun işten güçten telefonu eline aldın sosyal medyaya daldın gibi gibi birçok şey. Her şeye yetişmeye çalışan insanoğlu yaşadığı ana geç kalıyor.

Geçmiş zamanlarda da işler vardı ama her şeyi kolaylaştıran teknoloji bu konuda bizi zora sokuyor. Özellikle elimizdeki telefonlar sanki anı katletmek için gelmişler. Elimizde telefonlar ile gezinirken o anda değil başka zaman ve hayatlarda geziniyoruz. Günde toplasak kaç dakika hayata çevrimiçiyiz? Belki bunun bile farkında değiliz. Hayatı simülasyon olarak yaşıyoruz. O anda değil, geçmişte gelecekte gezinirken gün bitiyor. Gün doğup batıyor biz onu doğru düzgün izleyemeden. Mevsimler geçiyor onu bile tam anlamıyla hissetmiyoruz. Ne esen rüzgar ne yağmur ne de kar. Biz iş koşuşturmacası, bozulan insan ilişkilerimiz, gelecek kaygısı,  ödenecek faturalarımız ile uğraşırken olup bitiyor her şey. Zihin bir orda bir burada gezinirken beden onu bekliyor. Beden için istediği zamanda istediği yerde olmak daha mümkün değil. Bu ayrılık insanın verimliliğini, üretkenliğini, duygularını, hislerini olumsuz etkiliyor. Tek olumlu tarafı, zihnin farklı zamanlara gidebilmesi, psikolojik tedavilerde işe yarıyor. Özellikle geçmişteki travmaları temizlemede. Belki de bunun için bize bir nimet olarak verildi ama biz insanoğlu olarak onu da olumsuzlaştırabiliyoruz.

Modern çağın bize sunduğu dezavantajlardan biri anda çevrimdışı olmak. Öyle bir kaptırmışlık ki, anda olmadığımızın bile farkında değiliz. Deseler hayatı dolu dolu yaşadın mı diye? Ne doğru düzgün hissederek nefes almadıysak ne de başımızı kaldırıp göğe bakmadıysak yaşadık demek zor. Anı yaşamak için çaba sarf etmek zorundayız artık. Bunun için egzersizler var. Araştırıp uygulamak size. Meşhur söylem ile bitireyim. Carpe diem! (Anı yakala)

Yeni içerik doğrudan gelen kutunuza iletilsin.